Muhkem ve Müteşâbih Ayetlere İmânın Edebi

Muhkem ve Müteşâbih Ayetlere İmânın Edebi1

Kur'ân-ı Kerîm'i tek başına idrâk husûsunda mükelleftir reşîd2 olmuş her müslüman,
Bilip haddini, kalkışmaz müteşâbih3 âyetlerin te'viline vehmini hâzâ ilim saymayan.

Te'vilini ancak Allah ve ilimde râsih olanların bildiğine mecburdur herkes imânâ,
Kötü niyetle olmasa da râsih olmayan kişinin te'vili yol açabilir fesada ve nifâka!

Müteşâbih âyetlere imân etmek şartsa da bunlarla amel etmek değildir söz konusu,
"İlimde rüsûh sâhibi olan"a yönelik olanı te'vile kalkışan beşere, nefsi de kurar pusu.

Muhkem4 âyetlere de inanmak şârt, dünyâ bu âyetlerle âmel etmek için bir meydân,
Müteşâbih âyetler ise bir olguyu ya da sırrı benzetim yoluyla anlatıp ederler beyân.

Râsih olmayan kimse gaflettedir hem te'vilin nasıl yapılması gerektiği husûsunda,
İlmi Ledün değil, beşerin hayâli ve vehmi makbûldur kendi sığ ve nâkıs nazarında.

Bilir misin nedir, ilm-ü ledünle donanıp ilimde rüsûh sâhibi olmanın yolu yordamı?
Kendi ümmî olmasına rağmen âlemin görebileceği en kâmil ve âlim Nebî'nin evlâdı.

Dünyevî ilimleri kesbedip, diyânet ile amel ederek kim fethedebilir Mârifetullah'ı?
Bir insân-ı kâmil bulup tutun eteğine, bırak insanların sana verdiği titri ve makâmı.

Murâd edilmiş olsaydı müteşâbih âyetlerin sırrı, lûtfedilirdi fark gözetmeden avâma,
İlim kazanmak farzdır her müslümâna ama inci, mücevher verilmez ehil olmayana!

Müteşâbih âyetlerin te'villerinin idrâklerden sırlanması şüphesiz ki Allah'ın hikmeti,
Kesbî değil ancak vehbîdir hakîkat, bu ilâhi hikmetin edebine de herkes riâyet etmeli.

Muhkem âyetlerin anlaşılmaları ve onlarla amel edilmesi için yoktur te'vile ihtiyacı,
Kur'ân-ı Kerîm'in ne buyurduğunu bilmek ve nehyedilenden kaçınmaktır enfüsün ilâcı.

Derûnuna çekilince çıkarabilir herkes müteşâbih âyetlerden bir neş'e kendi zevkince,
Sanılmasın ki âyetlerin işâret ettiği hakîkat mahdûttur beşerin zevk ve idrâk ettiğince!

İki türlü kullanılabilir akıl, birisi götürür felâkete, diğeri ise olur hakîkatin keşfine vesîle!
Allah'ın il­minden bir şey ancak O'nun izniyle kuşatılır, benliğine yenilip dalma hayâle!

Eğer kapılırsa insan aklın her şeyden üstün ve her şeyin ona musahhar olduğu vehmine,
Bu vesvesesi örter hakkın üzerini, teşhis edemediği hafî şirki de sürükler onu felâkete.

Aklın bir meleke olduğunu idrak ile onu usûlüne ve Kur'ân'ın emrine uygun işletirse,
Kendisine hadîm olan aklı temyîz ve teslîm edince hakkı, yol açılır hakîkatin keşfine.

  1. 1. Resmi sıralamaya göre 3. Âl-i İmrân sûresi 7. Âyet: Bismillahirrahmânirrahîm, Hûvelleziy enzele aleykel Kitâbe minhû ayâtun muhkemâtun hünne Ümmül Kitâbi ve uharû müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulûbihim zeyğun feyettebiune ma teşâbehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'viylih* ve mâ yâ'lemu te'viylehu illAllahû, ver Râsihune fiyl ılmi yekûlune amennâ bihî küllün min ındi Rabbinâ* ve mâ yezzekkeru illâ ulul elbâb; - Meali: O, Kitab’ı sana inzâl etti... Ondan (O Kitab’tan olan) âyetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri ise müteşâbihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşâbih olanına tâbi olurlar... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.
  2. 2. Reşîd: Akıllı, doğru yol tutan, ergin
  3. 3. Müteşâbih: Teşbih (bilinen bir gerçekliği bir başka gerçekliğe benzetme) ile anlatım
  4. 4. Muhkem: Hüküm içeren