Önce Yoldaş, Sonra Yol

 

ÖNCE  YOLDAŞ,  SONRA  YOL

 
 
Hayat sürekli bir yolcuğun adıdır ve hiçbir gün doğuşu bizi, bir gün batışının bıraktığı yerde bulamaz. Hakîkati arayanlar şu üç şeyin bilgisine ulaşmak zorundadır: “Yolcunun, yolun ve yordamın”. İşte Hz. Mûsâ’nın Hızır’ı bulma yolculuğunun başında söylediği sözler bu gerçeğin bir başka ifâdesidir. Hz. Mûsâ genç dostuna şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim yâhut da seneler ve seneler harcayacağım” (Kehf/60). Âyet üç önemli noktaya dikkati çekmektedir: 1) Yol arkadaşlığına; 2) Yolculuğun ilim öğrenmedeki rolüne; ve 3) Sonuca ulaşmada sabır ve güçlü bir irâdenin var olması gerektiğine.
 
 
Yol arkadaşlığından başlarsak şunu hemen söylememiz mümkündür: Yol arkadaşı yol kadar önemlidir ve belki yoldan da önce gelir. Yol ne kadar uzun ve zor olursa olsun, yol arkadaşın iyi ise o yolculuk bir zevktir, çekilir. Yol ne kadar kısa ve kolay olursa olsun, eğer yol arkadaşın kötü ise, o yolculuk bir işkenceye dönüşür ve çekilmez olur. İşte Hz. Mûsâ’nın da yolculuğunun hemen başında kendisine önce arkadaş seçtiğini görüyoruz. Kaynaklarda bu arkadaşın adı Yûşâ bin Nûn olarak verilmektedir ki, daha sonra bu kişi Hz. Mûsâ’nın vefatından sonra İsrailoğulları’nın başına geçmiştir.
 
 
Âyette  geçen ve bizim “genç adam/genç dost” diye çevirdiğimiz  “feta” kelimesi  Klasik Arapça’da genç ya da yaşlı, yâni yaşına işâret etmeksizin, “hizmetçi/yardımcı” anlamına gelen bir sözcüktür. Bu da bize yolculuktaki arkadaşlığın aynı zamanda karşılıklı hizmet ve yardımlaşma üzerine kurulduğunu göstermektedir. Yol arkadaşı sâdece ekmeği ve suyu paylaşan değil, muhabbeti ve sıkıntıyı paylaşan biri olmalıdır. Bu nedenle olacak ki, “insanı tanımanın en kolay yolu onunla yolculuk yapmaktır” denmiştir. İnsanın tanımadığı biri ile yola çıkmaktansa, hiç çıkmaması daha iyidir. Sultan Veled’in deyişi ile yol arkadaşı seçerken İdrîs ile İblîs’i karıştırmamalıdır (Maarif, 334).
 
 
Yolculuğun iki yönü vardır. Biri mekândan mekâna zâhirî yolculuk, biri de içten içe bâtınî yolculuk. Ve her yolculuğun yol arkadaşı farklıdır. Hz.  Peygamber (SAV)’e Mekke’den Medine’ye olan yolculuğunda Hz. Ebubekir (RA) arkadaşlık yapmıştı, Mi’rac yolculuğunda ise yanında yalnızca Cebrâil bulunuyordu. İşte bunun gibi Hz. Mûsâ’ya da Mecmau’l-Bahreyn’e yâni “iki denizin kavuşma yerine” kadar olan yolculuğunda Yûşâ eşlik etmiş ama daha sonra başlayan bir başka yolculukta -ki buna  “İdrâk yolculuğu” diyebiliriz- Yûşâ’nın yerini Hızır almıştı.
 
 
Aslında dikkat edilirse bütün yollar insana çıkmaktadır. Bu gerçeklikten olacak ki, Hz.  Peygamber (SAV)’in “İlim Çin’de dahi olsa arayın; gidin, elde edin” sözündeki  Çin’in yerine  “Sin” (insan) kelimesini koymanın anlamı değiştirmeyeceğini söylenmiştir. Çünkü sonuçta bulunacak ve kendisinden ilim alınacak varlık insandır. Öyleyse başa dönüp, başlığı bir kez daha tekrarlıyoruz: “Önce yoldaş, sonra yol”. (Aclûnî, 1/434)
 
 
 
 

* * *