Gerçek Vâris'i Teşhis Edemeyen Hulefânın Hâlini Beyân Eder



Gerçek Vâris'i Teşhis Edemeyen

Hulefânın Hâlini Beyân Eder


Bâzı Mürşid göçerken bilinmez kimdir Vâris;

İştihayı kabartır vefat ve birkaç hâris1.


İlim, iz'an2
yoksunu ordan oraya koşar;

Vârisse atı alır, Üsküdarı da aşar.


Gerçek Vâris bırakmaz ihvânı muallâkda;

Liyâkatsız hulefâ çözüm arar talâkda3.


Ateş böceği gibi Nûr'a yönelir ihvân.

Feyiz Vâris'den gelir; başkasınınki yavan.


İsyân ve gıybet basar idrâksiz hulefâyı;

Nefisleri de bulur kıylukālde sefâyı.


Fındık kurdu misâli, bu minnâcık dünyâsı,

İz'ansız halîfenin olur artık rûyâsı.


Dışındaki her şeyi reddederek bahilce4
,

Bu ufacık mahbese kilitlenir câhilce.


Vehme mağlub düşerek terkedince edebi;

Mürîdânı da olur tıpkı kendisi gibi.


Tarîki mahzâ zikir sayanın sonu budur;

İlimden nasîbsizin nefsi mutlak kudurur.



Ganiyy-i Muhtefî