Bey'at



BEY'AT


Ey ihvânım! Bilin ki bey'atimiz Rab'badır.

Bütün hüsn-i kemâlât bey'atten olur sâdır.


"Bezm-i Elest"de ettik Rab'bımıza bey'ati;

Te'yidi, bil, olmaktadır Mürşid'e tümden muti.


Hamdolsun Rab'bımıza; bizi ahsen-i takvim

Üzre yarattı, kıldı sâlik-i râh-i kavîm1.


Rûh
'undan üfürmeyle vaz olundu Emânet;

"Eşrefü-l Mahlûkat"a işte bu oldu senet.


O öğretti Âdem'e Esmâ'ül Hüsnâ'sını;

Telkîn eder Mürşid de zikrini, ma'nâsını.


"El ele, el Hak'kadır", böyle başlıyor bey'at.

Bununla ihyâ olur ancak, mânevî hayat.


Bey'atte feyz-i Mürşid ediyorken sirâyet

Mürîd de Mürşid'ine bir söz verir nihâyet:


"Nefsimin tahrikine hiç etmem mukābele;

Mukayyet olacağım ele, dile ve bele".


Kemâl-i huşû ile bir dua okur Mürşid;

Eğilir mürâdine, der: "Olman için reşîd


Etini etim bildim, kanını bildim kanım,

Rûh'unu Rûh'um bildim; artık canındır canım".


Ve "Hû" deyip Sır'rını mürîdine vaz eder.

Artık ehl-i tarîkdir, onu Mürşid'i güder.


Sırlı bir tohumdur bu, açar vakt-i merhûnda2
;

Mürîd de Kâmil olur bu tarîkin sonunda.



Ganiyy-i Muhtefî