05. Ders - Mürekkep ile Harfler


Mürekkep, kalem ile, harflere şekil verir.

Bu şekiller cem' olup heceleri belirtir.


Hecelerin cem'i de kelimeyi doğurur.

Kelimeler yan yana bir cümleyi yoğurur.


Cümle, sana, mâ'nâlı ya da mâ'nâsız gelir.

Bununla ya bir hayır ya da bir şer dirilir.


Yorum senin! Bakarsan, yalnızca bu mâ'nâya,

Mürekkep de, gözünde, duhûl eder fenâya.


Bu dizili harflerle uyanan vehim, hayâl,

Tahrîk eder yorumu, mürekkep olur muhâl.


Ammâ sen bu evhâmdan edersen sarf-ı nazar,

Mürekkep de tümüyle yoruma olur mezar.


Mürekkeptir bâtını hurûfâtın, yorumun!

Ekvâna bak bir de sen; düşün, nedir durumun?


Emsâlidir mürekkep, bil, Vücûd-i Mutlak'ın.

Yorumlarken eşyâyı, sen, kâmil tavır takın!


Görür isen eşyâyı, fehmi zordur Vücûd'un.

Yönelmekse Vahdet'e, sönüşüdür mevcûdun.


Bunu iyi fehmet ki temyizin olsun rakîk;

Ve meşrebin de "alâ târîk-i ehl-i tahkîk"!


Bu nefeste geçen bâzı deyim, kavram ve kelimelerin kısa açıklamaları:

Cem’ olmak: Toplanmak, bir araya gelmek.

Duhûl: İçeri girme, içine girme.

Fenâ: (1) Yok olma, zevâl bulma, adem; (2) İnsân’ın zâtının Hakk’ın Zât’ında eriyerek aslına kavuşması.

Tahrîk: Harekete geçirme, uyandırma, oynatma, kımıldatma, işletme.

Hurûfat: Harfler.

Muhâl: Mümkün olmayan, imkânsız şey.

Evhâm: Zanlar, kuşkular, kuruntular.

Sarf-ı nazar: Vazgeçme.

Ekvân: Varlıklar, âlemler.

Emsâl: Örnekler.

Vücûd-i Mutlak: Mutlak Varlık.

Kâmil: Kemâle ermiş, olgun, âlim, bilgin, geniş bilgili.

Fehm:
Anlama, anlayış.

Mevcûd:
Var olan, hazır olan.

Temyîz
: Ayırma, seçme.

Rakîk
: İnce.

Meşreb:
Yaratılış, tavır, huy.

Alâ târîk-i ehl-i tahkîk:
Tahkîki yeğleyenlerin yoluna uygun.

 


V. DERSİN YORUMU

1-7. Beyitler

Mürekkep, kalem ile, harflere şekil verir.

Bu şekiller cem' olup heceleri belirtir.


Hecelerin cem'i de kelimeyi doğurur.

Kelimeler yan yana bir cümleyi yoğurur.


Cümle, sana, mâ'nâlı ya da mâ'nâsız gelir.

Bununla ya bir hayır ya da bir şer dirilir.


Yorum senin! Bakarsan, yalnızca bu mâ'nâya,

Mürekkep de, gözünde, duhûl eder fenâya.


Bu dizili harflerle uyanan vehim, hayâl,

Tahrîk eder yorumu, mürekkep olur muhâl.


Ammâ sen bu evhâmdan edersen sarf-ı nazar,

Mürekkep de tümüyle yoruma olur mezar.


Mürekkeptir bâtını hurûfâtın, yorumun!

Ekvâna bak bir de sen; düşün, nedir durumun?



Ganiyy-i Muhtefî, eşyâyı yorumlamada olgun bir idrâkin, ince bir anlayışın insânda nasıl gelişeceğini bu beyitinde Mürekkep ile Harfler  arasındaki ilişkiden yola çıkarak anlatmaya çalışmaktadır. Seçilen örneğin hergün okuma-yazma olgusuyla bir çok kez karşıya karşıya gelen insânın zihninde çarpıcı bir uyanışa vesile olacağı ve metafizik bir hayrete dönüşeceği kesindir.

Bilindiği gibi cümleler kelimelerden, kelimeler hecelerden, heceler de harflerin bir araya gelmesinden kurulur. Harfler ise şeklini kalem’den işleyen mürekkebe borçludur. Eğer bir kalemin içinde veyâ ucunda mürekkep yoksa beyaz bir kağıdın üzerine ne yazarsak yazalım bir şey görünmeyecektir. Bu da bize mürekkebin asıl olduğunu göstermektedir.


Bizler cümleyi okuduğumuzda, bu cümleden anlamlı ya da anlamsız yorumlar çıkarırız. Bu yorumların sonucu da  hayra  ya da  şerre kaynaklık eder. Ama bütün bunları yaparken görülen gerçek odur ki, aklımıza hiçbir zaman mürekkep gelmez, sanki mürekkep gözümüzden silinmiş veyâ kaybolmuştur. Aslında bunun böyle olmadığını biliriz, çünkü o olmasa yazı da olmayacak ama alışkanlıklarımız ve zihnimizin çalışma yöntemi daha çok dizili harflerle uyanan anlamlarla meşgûldür.


İşte Ganiyy-i Muhtefî, gözü sâdece zâhire takılı insâna gerçeğin yalnızca harflerden zihnimize taşınan manâlar olmadığını hatırlatıyor ve asıl yorumlanması ve gözardı edilmemesi gereken gerçeğin harflerin bâtınını teşkil eden mürekkep olduğunu söylüyor. Sonra harflerin dünyâsı ile varlıklar dünyası arasında karşılıklı bir benzeşme kuruyor ve insânı yaşadığı âleme bir de bu gözle bakmaya, durumunu değerlendirmeye dâvet ediyor.

 


8-10. Beyitler:

Emsâlidir mürekkep, bil, Vücûd-i Mutlak'ın.

Yorumlarken eşyâyı, sen, kâmil tavır takın!


Görür isen eşyâyı, fehmi zordur Vücûd'un.

Yönelmekse Vahdet'e, sönüşüdür mevcûdun.


Bunu iyi fehmet ki temyizin olsun rakîk;

Ve meşrebin de "alâ târîk-i ehl-i tahkîk"!


Bu beyitlerinde Ganiyy-i Muhtefî,  harflerin bâtınını nasıl Mürekkep teşkil ediyorsa, görünen şu âleminde bâtınını da Mutlak Varlık olarak Hakk’ın teşkil ettiğini söylüyor ve eşyânın çokluk (kesret) perdesine takılan insânın Vahdet’e yönelmesinin zorluğuna işâret ediyor. Ama bu zorluk aşılması mümkün olmayan bir zorluk değildir. Bunun yolu da insânın taklit den tahkîk'e geçmesidir. Taklit ehli olmak; bir şeyi araştırmasız, delilsiz kabullenmek, yalnız zâhir ile yetinerek "neden, niçin ve nasıl?" sorularına cevap aramadan "öyleyse öyledir" mantığıyla kör bir teslimiyete râzı olmak demektir. Tasavvufî terminolojide ise taklit; hâl ve makām ehlinin sözlerini söylemek, ancak ahlâklarıyla ahlâklanmamak, olgun olmadığı hâlde onlar gibi gözükmeye çalışmaktır.

Tahkik ehli olmak ise; sâdece zâhirle yetinmeyip zâhirin arkasındaki bâtını araştırmak, gerçeği elde etmek üzere bütün gücünü ve gayretini  zorlamak, her şeyde Hikmet'i aramak demektir. Ancak tahkik ehli olanlar kesrete aldanmayıp, o kesretin ardındaki vahdeti idrâk edebilirler. Başka bir ifâde ile söylersek; tahkik ehli olanlar "Kelime-i Tevhîd’i Kelime-i Şehâdet’e" dönüştürenlerdir. Bu bağlamda Ganiyy-i Muhtefî "Kelime-i Tevhîd ile Kelime-i Şehâdet Arasındaki Mâhiyet Farkı" başlıklı bir başka nefesinde de bu konuya temas ederek


Kelime-i Tevhîd'le meşgûl olsan bir zaman,
Bunun zikriyle başlar sende taklîdi man.

Tahkikî
îman ancak Velî'de olan bir nûr;
Kelime-i Şehâdet böyle idrâk olunur.

 

demektedir.

Görünen bu âlemin arkasında Mutlak Varlık olarak Hakk vardır. Daha da ötesi bütün âlem Zâhir ve Bâtın olan Hakk’ın tecellîlerinden bir tecellîdir. Âlemde gördüğümüz her şey kendi başına bir varlığa sâhip değildir. Onların varlığı tıpkı gölgenin varlığı gibi ödünç, aldatıcı bir varlıktır ve Hakk’ın varlığı sâyesinde var olurlar. Mutlak Varlığı algılamamız, tıpkı prizmadan geçen ışığı algılamamıza benzer. Bir çok farklı renklerin olmasına rağmen, sâdece ışığı görürüz, çünkü varolan sâdece ışıktır. Bu nedenle sergiledikleri özellikler ve tesirlerinden dolayı Hakk’ın tecellîsine mazhar olan yerlerin çokluğu bizi şaşırtmamalıdır. Bu çokluğun arkasında görünen sâdece Mutlak Varlık’ın birliğidir.


5. Dersin Kıssadan Hissesi

Türkçe'de bütün metinlerin hep 29 harfin terkîbiyle oluştuğuna daha önce dikkat çekilmişti. Bu açıdan bakıldığında bütün metinler 29 harfin farklı ve girift tecellîlerinden başka bir şey değildir. Fakat harflerin sûretlerinin belirlenmesini sağlayan da mürekkeptir. Bu açıdan bakıldığında harflerin bâtının mürekkebin teşkil etmesi gibi görünen şu âlemin bâtını da Mutlak varlık olarak Hakk’dır.

 


* * *