Rahmet Mâdenleri

 

RAHMET MÂDENLERİ 

 

Başlık olarak kullandığımız bu deyim Mevlâna’nın yakın dostu Selâhaddin Zerkûbî’ye aittir. O, bu sözünün geçtiği cümlesinde şöyle diyor: “Allah’ın velîsi merhamet mâdenidir; kimde bu sıfat yoksa o, Allah’ın velîsi olmaz.” Kur’ân’ın tanıttığı Allah’ın belirgin niteliği rahmet olduğu gibi, O’nun elçilerinin de belirgin niteliği rahmettir. Hattâ onlar bizâtihî rahmettirler. Bu rahmet mâdeni kullardan biri de Hızır’dır ve Allah, kendisine katından üstün bir bağışta bulunarak “rahmet” vermiştir. (Kehf/65) Tefsir bilginlerinin çoğu âyette geçen ve Hızır’a verilen rahmeti “vahiy ve peygamberlik” olarak yorumlamışlardır. Gerçi Hızır’ın adı Peygamberler arasında geçmemektedir ama kesin olan bir şey varsa o da Hızır’ın Allah tarafından “gizli bir risâletle” görevlendirilmiş bir kul olduğu gerçeğidir. (Bu nokta ileride Kehf/82. âyetin açıklanmasında yeniden ele alınacaktır.)

 

Rahmet, Arap dilinde “rahmet edilene bağış ve lûtfu gerektiren bir kalp yumuşaklığı ve acımadır”. (Râğıb, İbn Manzur) Rahmetin, Allah için kullanıldığı durumlarda bağış ve lûtuf, kul için kullanıldığı durumlarda ise hem bağış ve lûtuf, hem de kalp yumuşaklığı birlikte kastedilir. Rahmet, Allah’ın ilk ve en belirgin vasfıdır. Azap ve gazap istisnâlı ve şartlı iken rahmet ve lûtuf genel ve istisnâsızdır. “Azabımı dilediğime isâbet ettiririm, rahmetime gelince o, her şeyi topyekûn sarıp çevrelemiştir” (A’raf/156).  Ayrıca Allah, merhamet edenlerin en merhametlisi (Erhamu'r- râhimîn)’dir (Yusuf/64-92).

 

Hayat ve oluş bir rahmet eseri ve seyridir. Rahmetin bir yaratıcı, hayat verici ve bağışlayıcı güç olarak tecellîsi Allah’ın Rahmân ve Rahîm sıfatları vasıtasıyladır. Rahmân sıfatı, Allah’ın ilk plânda ve inanan-inanmayan ayrımı yapmadan bütün insanlara, hattâ bütün varlığa uzanan en geniş daireli rahmetidir. Rahîm sıfatının işâret ettiği merhamet ise varlılar arasında ayırım yapan bir merhamettir. Yâni burada Cenâb-ı Hakk kendisine inananlara göstereceği daha özel dairedeki rahmet ve merhameti ortaya koymuştur.

 

Rahmân ve Rahîm sıfatlarından yalnız ikincisinin insanlar için sıfat olabileceği Kur'ân tarafından gösterilmiştir ki, bu  mucize bir noktadır. (Tevbe/128) Rahmân sıfatı ise Peygamberler de dahil, hiçbir insan için kullanılmaz. Bunun gerekçesi açıktır: Karşılıksız ve kayıtsız şartsız rahmet ve merhamet ifâde eden Rahmân sıfatı, insanın varlık yapısına uymaz. Çünkü insan, böyle bir merhameti gösterme gücüne, yaratılışı icâbı sâhip bulunamaz. Dostları kadar düşmanlarına, kendisine inananlar kadar kendisini inkâr edenlere de rahmet ve merhamet gösterebilmek ancak ulûhiyetin şânındandır.

 

Kehf/65. âyette Hızır’a Allah katından “Rahmet” bağışlanması ve “İlm-i Ledün” öğretilmesi, Rahmet ile İlm-i Ledün arasında anlamlı bir bağ olduğunu düşüncesini aklımıza getirmektedir. Bu düşünceden hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; “İlm-i Ledün’de ileri derecede olanlar, merhamette de en ileri olanlardır”. Çünkü onlar eşyânın hakîkatini idrâk etmiş, kader sırrı kendilerine açılmış kullardır. Onlar, varlığın rûhudur, Hakk’ın gözüdür, Hakk âleme onlara bakarak rahmetini ulaştırır. İşte Hızır’ın kendisiyle arkadaşlık yapmak isteyen Hz. Mûsâ’ya söylediği  “sen benimle arkadaşlık yapmaya dayanamazsın” (Kehf/67) sözü, Hızır’a İlm-i Ledün’le birlikte verilen rahmetin bir yansımasıdır.

 

Yeryüzünün rahmet mâdenleri “âlemlere rahmet olarak gönderilen”  İlm-i Ledün Sultânı’nın varisleri olarak devrededirler. Ve onlar, hiçbir karşılık beklemeden lûtuf bulutlarını varlıkların kavrulan dudaklarına serinlik olması için seferber etmişlerdir. Mevlâna’nın deyişiyle: “Her susamış gönlü denize götürüyorlar” (Divan-ı Kebir, 2/326). (Enbiya/107)

 
 

 

* * *