Bindiği Gemiyi Delmek


BİNDİĞİ  GEMİYİ  DELMEK




Türkçe'de bir deyim vardır: “Bindiği dalı kesmek” diye. Kendisine gerekli ve yararlı olan bir şeyi eliyle yok edenler için kullanılır. Galiba Hızır’ın yaptığı dış görünüşle de olsa biraz buna benziyor. Hz.  Mûsâ ile yola koyulduklarında sahil boyunda bir gemiye rastlarlar. Hızır gemiye binmek için izin ister. Gemide bulunanlar onu tanırlar ve gemiye yolcu olarak kabûl ederler, üstelik ondan ücret de almazlar (Buhârî, İlim, 44). İşte ne olduysa bu yolculuk sırasında olur. Kur’ân’ın diliyle verirsek: “Gemiye bindiklerinde, bilge kişi tuttu gemiyi deliverdi” (Kehf/71).

 


Tefsirler bu gemiyi delme eyleminin şekli konusunda farklı bilgiler ileri sürerler. Kimisi Hızır’ın eline aldığı bir âletle (balta veyâ keser) geminin denize temas eden tahtalarından birini kırdığını neredeyse gemiyi batma durumuna getirdiğini söyler. Kimisi de, Hızır’ın gemiyi sâdece kusurlu görünmesi için yaraladığını, bu yara ile gemide bulunanların batma tehlikesine düşmesinin mümkün olmadığını, zâten gemicilerin ses çıkarmamasının da bunu gösterdiğini söyler. Kim ne söylerse söylesin görünen odur ki; Hızır, “bindiği gemiyi kesmek” gibi bir eylemi gerçekleştirmiş, kendisine iyilik yaparak karşı kıyıya taşıyan insanlara karşı alışılmışın dışında bir davranış ortaya koymuştur.

 


Buraya kadar verdiğimiz bilgiler Hızır’ın o çevrede tanınan, saygı duyulan bir kişi olduğuna işâret etmektedir. Gemicilerin onu “Allah’ın sâlih kulu” olarak karşılaması ve gemiye ücretsiz olarak bindirmeleri de bunu göstermektedir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, S. 119,120) Bu nedenle olacak ki gemi sâhipleri  Hızır’ın gemide giriştiği eylem karşısında sessiz kalmışlar, ona müdâhale etmemişlerdir. Çünkü onlar hikmet ehli olarak gördükleri Hızır’ın yapmış olduğu her işin ters görünse de bir anlamı olduğunu düşünüyor, bu konuda belki de geçmiş tecrübelerinden elde ettikleri bir bilgiyle ona güveniyorlardı.

 


Ama Hz.  Mûsâ için aynı durum söz konusu değildi. O, Hızır’ı yeni tanımıştı ve daha arkadaşlıklarının ilk adımında karşılaştığı bu olay kendisini rahatsız etmişti. Ve bu rahatsızlığını, daha önce verdiği sözü unutup  siteme dönüştürerek, Hızır’a şöyle çıkıştı: “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Doğrusu, çok vahim bir şey yaptın!” (Kehf/71). Âyette geçen “imran” ifâdesi başka Türkçe meallere: “Büyük bir iş, hoşa gitmeyen bir iş, şaşılacak bir şey, kötü bir iş, korkunç bir iş, tehlikeli bir iş, hayret verici bir iş” anlamlarını da yüklenerek geçmiştir. Bütün bu anlamlar içinde Hz. Mûsâ’nın duygularını en iyi ifâde eden kelime herhalde “hayret” kelimesidir. Çünkü Hz. Mûsâ; birden alışılmışın dışında, hiç beklemediği bir görüntü ile öylesine şaşırmış, hayret içinde kalmıştır ki, arkadaşlıklarının devamı için kendisine şart koşulan “soru sormama” konusunda daha işin başında bile sabredememiştir.

 


Hz. Mûsâ’nın unutarak yaptığı bu itiraz sonucunda Hızır ona hemen verdiği sözü hatırlatmıştır:“Ben sana, benimle beraber bulunmaya sabredemezsin demedim mi?” (Kehf/72). Hz.  Mûsâ ise Hızır’ın bu hatırlatmasına şu karşılığı verir: “Unuttuğum şeyden dolayı bana çıkışma/beni paylama, gücümün yetmediği şeyden de beni sorumlu tutma” (Kehf/73). Anlaşılan odur ki, Hz.  Mûsâ bu ilk tepkisine karşılık Hızır’dan anlayış, kolaylık istemekte kendisine müsâmaha göstermesini beklemektedir.





 

* * *