Mürebbî Kolaylık Gösterendir


MÜREBBΠ KOLAYLIK  GÖSTERENDİR


İlm-i Ledün eğitimi kuru bilgi verme, spekülâsyonla yetinme yerine fiilî eğitimi esas alır. Bu fiilî eğitim ise metodu gereği hem öğrenen hem de öğreten için karşılıklı bir takım kurallar getirmektedir. İlm-i Ledün yolunda bu kuralların kristalleştiği en önemli sözcük “edeb” tir. Çünkü İlm-i Ledün terbiyesinin amacı taliplisini Hakk’a ve halka karşı hem zâhir hem de bâtın itibarıyla edepli hâle getirmektir. Bu nedenle olacak zerâfet ve nezaketin kaynağı olan bu anlayış sûfî literatüre “Edeb Yâ Hû!” olarak geçmiştir.


Bir İlm-i Ledün mürebbîsi, bu ilmin yanında taliplisine aynı zamanda edebi de öğretmek durumundadır. Bu açıdan mürebbîlik zor ve sorumluluk isteyen bir görevdir. İşte Hızır “bir mürebbînin nasıl olması gerektiğini” Hz.  Mûsâ ile olan ilim arkadaşlığı süresince örnek davranışlarıyla ortaya koymuş ve bize şaşmaz kriterler bırakmıştır. Şüphesiz bu kriterlerin tamamını vermemiz mümkün değildir ama en azından Kehf/73. âyete kadar olan bölümde ön plana çıkan bâzı özellikleri şöyle sıralayabiliriz:



a) Hızır, temkin ve temyiz sâhibi bir mürebbîdir. Bu nedenle olacak ki, kendisinden İlm-i Ledün öğrenmek isteyen Hz. Mûsâ’yı hemen kabul etmemiş, O’nun bu konudaki yetenek ve edebinden emin olmak istemiştir.

b)
Hızır, merhametli ve rikkatli bir mürebbîdir. Bu merhametinden kaynaklanan bir açık sözlülükle İlm-i Ledün yolunun ağır bir sorumluluk içerdiğini ve herkesin altından kolaylıkla kalkabileceği bir yol olmadığını daha işin başında Hz. Mûsâ’ya hatırlatmıştır.

c)  Hızır, sabırlı bir mürebbîdir. İlm-i Ledün yolunun zorluklarını ve bu eğitim sürecinde nefsin insana oynayacağı oyunları bildiğinden Hz. Mûsâ’ya karşı sabırla muamele etmiş ve O’na da sabrı tavsiye etmiştir.

d)    
Hızır, tahkik ehli bir mürebbîdir. Bu yüzden İlm-i Ledün eğitiminin her safhasını idrâk içerisinde hazmederek öğrenmesi için Hz. Mûsâ’dan ilk olarak karşılaşacağı olaylarda, kendisine açıklamada bulununcaya soru sormamasını istemiştir.

e)
Hızır, kusurları sırlayan ve zorluk çıkarmayan bir mürebbîdir. Uyarısına rağmen unutarak kendisine karşı çıkan Hz. Mûsâ’ya rıfk ile muamele etmiş, müsâmaha göstermiş, kusurunu sırlayarak O’na zorluk çıkarmamıştır.       

 

Kehf/74. Âyeti “Böylece yeniden yola koyuldular;....” ifâdesi ile başlamaktadır. Demek ki Hızır, Hz. Mûsâ’nın bu davranışı üzerinde fazla durmamış, “kendimi kaybettim diye beni paylama ve beni yaptığım işten dolayı zora sokma” özrünü sessizlikle karşılamıştır. Bu da bize Hızır’ın “Settâr ve Kerîm” bir mürebbî olduğunu bir kez daha göstermektedir. Artık birinci tecrübe geride kalmıştır. Şimdi yolculuklarının ikinci perdesi başlamak üzeredir.

 


* * *