XVI.
EŞYÂ, ESMÂ'Ü-L HÜSNÂ'NIN
(ALLĀH'IN GÜZEL İSİMLERİ'NİN)
TECELLÎGÂHIDIR
Esmâ'ü-l Hüsnâ'nın (yâni Allāh'ın Güzel İsimleri'nin) sayısı sonsuzdur. Kur'ân'da bunlardan yalnızca 99 adedinin bulunduğu beyân edilegelmiştir. Bu İsimler'in zevk edilmesi farklı neş'elerde olabilir. Bunlardan "dünyevî görüş açısı" diyebileceğimiz biri Zâhir'i hareket noktası alandır. Aşağıda önce bir başka neş'enin, Ezel'deki Kader Sırrı'na taallûk eden Bâtın'ı hareket noktası alan görüşe göre Esmâ'ü-l Hüsnâ'nın anlamlarının zevkini takdîm etmeğe çalışacağım:
1. El Adl: Adâletin Yaratan'ı ve Sâhibi. Kulu için ezelde neye hükmetmiş ise onu ona eksiksiz olarak veren.
2. El Afüvv: Hatâ, kusur, suç ve günahların affedilmesini mümkün kılan. Kulunun af dilemesinin sebeplerini Yaratan. Bunları affedip hesaptan silen.
3. El Âhir: Varlığının sonu olmayan. Bir şeyin fenâ bulmasından sonra onun ardından Bâkî kalan.
4. El Alî: Mertebesinin aşılması mümkün olmayan.
5. El Alîm: İlmi istediğine istediği kadar veren, öğreten.
6. Allāh: Bütün ulûhiyyet sıfatlarının sâhibi. Zât'ından gayrısı bâtıl olan.
7. El Ahad: İkincisi olmayan Bir. Tek Olan.
8. El Azîm: Zâtı itibâriyle Akl'ın ve idrâkin hudûdlarının ötesinde kalan.
9. EL Azîz: Kadri ve kıymeti her türlü idrâkin ötesinde kalan.
10. El Bâis: "Mûtu kable ente mûtu" sırrını yaşayana da, ölüp gitmiş olana da ebedî hayâtı bahşeden.
11. El Bâkî: Her şeyin sonu gelip çattığında var olmağa devam eden yegâne Zât.
12. EL Bârî:Hilkatinde hür olan.
13. El Bâsit: Nefsin kötü huylarını izâle eden. İlâhî tecellîlerin yolunu açan.
14. EL Basîr: Her şeyi gören.
15. El Bâtın : Zât'ını hilkati aracılığıyla gizleyen.
16. EL Bedî': Hilkatinin emsâli bulunmayan.
17. El Berr: Zât'ından, yalnızca, mahzâ hayır südûr eden.
18. El Câmi': Farklı şeyleri bir araya toplayarak hikmeti ve ilmiyle yeni şeyler ihdâs eden.
19. El Cebbâr: Her şeyi ezeldeki Hükmü'ne göre tecellî ettiren.
20. EL Celîl: Azametin ve tüm kemâl sıfatlarının sâhibi.
21. Ed-Dârr: İnsanın nefsine zararlı ve şer diye gözükenleri yaratan ve bunları hikmetiyle etkin kılan.
22. El Evvel: Hilkatten önce de var olan.
23. El Fettâh: İster nâsut ister melekût âleminde olsun kullarına maddî ve mânevî fetihlere nâil olmalarını mümkün kılan.
24. El Gaffâr: Kulunun kusur ve günahlarını örtüp bağışlayan. Kullarının da biribirlerinin kusurlarını örtüp affetmelerini mümkün kılan.
25. El Gafûr: Günahları örtüp bağışlayan.
26. El Ganiyy: Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan.
27. El Habîr: Herşeyden haberdar olan ve her sırrın mâhiyetini dilediğine bildiren.
28. EL Hâdî: Zât'ına yönelen yolu kuluna gösteren, onu bu yola dâhil edip Kendi'ne ulaştıran.
29. El Hâfid: Ervâhı, kendi katından esfel-i sâfiliyne yollayıp nefisleriyle bedenlerini onlara mahbes yapan.
30. EL Hafîz: Mülkünü ezeldeki hükmüne uygun olarak koruyup muhâfaza eden.
31. El Hakk: Varlığın yegâne hakîkatı olan. Gerçekte yegâne var olan.
32. El Hakem: Hükmü, (beşerî hukuk anlamında) temyiz imkânı olmaksızın, kayıtsız şartsız tecellî eden.
33. EL Hakîm: Hikmeti takdîrine takaddüm eden.
34. El Hâlik: Takdîrine uygun olarak yaratan.
35. El Halîm: Kullarının kusurlarının cezâsını Âhiret'e te'cîl eden.
36. El Hamîd: Hamdı yalnızca Kendi'ne mahsûs kılmış olan.
37. EL Hasîb: Yarattığı şeylerin her türlü hesabını tutan.
38. El Hayy: Şartsız diri olan. Diriliği istediğine veren.
39. El Kābız: Emânet olarak vermiş olduğunu geri alan.
40. El Kādir: Kudretin sâhibi bulunan.
41. El Kahhâr: Hilkatindeki zâhirî tecellîleri ezeldeki takdîrine uygun olarak değiştiren.
42. El Kaviyy: Kuvvetin sâhibi.
43. El Kayyûm: Varlığı, hiç bir şarta bağlı olmaksızın, bizâtihî kāim olan tek zât.
44. El Kebîr: Ululukta benzeri olmayan.
45. El Kerîm: Hilkatini Himeti ile bezemekte cömertliğinin sınırı olmayan.
46. El Kuddûs: Kemâli, dile getirilen bütün niteliklerinin de ötesinde olan.
47. El Lâtîf: Yarattığının gerekli olan ihtiyâçlarını şarta bağlı olmaksızın lûtfeden.
48. El Mâcid: Şânına, şerefine, yüceliğine erişilemeyen.
49. Mâlikü-l Mülk: Bütün tecellîlerin tek fâili ve tek sâhibi.
50. El Mâni': Tecellîlerin ezelî takdîrinin dışına çıkmasına müsaade etmeyen.
51. El Mecîd: Şânın, şerefin ve yüceliğin sâhibi.
52. El Melîk: Görünen ve görünmeyen âlemlerin mülkünün ve bunlara tasarruf yetkisinin yegâne sâhibi.
53. El Metîn: Bütün mükevvenâtın uyumunu temin eden.
54. El Muahhir: Her şeyi, takdîr ve vaad edilmiş olan vaktine te'hir yetkisi olan yegâne Zât.
55. El Muğnî: Her mânâda zenginlik veren, zenginleştiren. Dilediğini mâsivâdan istiğnâ ettiren.
56. El Muhsî: Her bir tecellînin hesabını en ince ayrıntısına kadar yapan ve kaydeden.
57. El Muhyî: Diriltip hayat veren.
58. El Muîd: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.
59. El Muizz: İzzetin sâhibi. Dilediğini azîz kılan.
60. El Mukaddim: Dilediğinin rütbesini yücelten, Kendi'ne yaklaştıran.
61. El Mukît: Her şeyin ihtiyâcı olan rızkını da yaratan.
62. El Muksit: Mükevvenâtı ezeldeki takdîrine göre yürüten.
63. El Muktedir: Kudretini dilediği gibi tasarruf eden.
64. El Musavvir: Her şeyi yeni bir sûrete büründürmeğe kâdir olan.
65. El Mübdi': Tüm varlıkları ezeldeki takdîrine göre vâr eden.
66. El Mucîb: KullarınınTevhîd'le ilgili iştiyâk ve dileklerine icâbet eden.
67. El Müheymin: Yarattığını bütün ahvâl ve ef'alinde gözeten, takdîrine göre idâre eden.
68. El Mü'min: Zâtına yönelenlere emniyet ve itminân bahşeden.
69. El Mümît: Tecellî değişiminin fâili. Emânet ettiği diriliği geri alan.
70. El Müntekim: Ezeldeki hükmüne uygun olarak hakka yapılan tecâvüzü cezâlandıran.
71. El Müteâlî: Fehmin, idrâkin erişmesi ve kuşatması mümkün olmayan Zât.
72. El Mütekebbir: Hiçbir şeyi Ululuğu'na ortak etmeyen.
73. El Müzill: Dilediğini ef'alinden, sıfatlarından ve tecellîlerinden bilgisiz ve idrâksiz kılan.
74. En-Nâfi': Anlayana, her bir tecellîsi mahzâ fayda verici olan.
75. En-Nûr: Nûrun kaynağı olup nûrunu dilediğine dilediği kadar veren.
76. Er-Râfi': Kulunun mertebesini yükselten. Velî kuluna Mi'râc'ını yaptıran.
77. er-rahîm: Kuluna merhametle lûtfeden.
78. Er-Rahmân: Her şeyin bâtınında merhametiyle hâzır ve nâzır olan.
79. Er-Rakîb: Yaratılmışların tümünü her an gözetip kontrol eden.
80. Er-Reşîd: Takdîr ve tasarrufu bakımından kimsenin tavsiyesine ihtiyâcı olmayan.
81. Er-Raûf: Son derece şefkatli, acıyan.
82. Er-Rezzâk: Yarattığı her şeyin maddî ve mânevî mukadder bütün rızkını da temin eden.
83. Es-Sabûr: Sabrın sâhibi. Takdîrinin tecellîsini sabırla bekleyen; ve dilediğine de sabırla beklemek gücü veren.
84. Es-Samed: Her tecellînin, zuhûra gelebilmesi için, Zât'ına ihtiyaç duyduğu ama Kendisi her türlü ihtiyaçdan berî olan.
85. Es-Selâm: Korku ve endîşenin olmadığı, emniyet ve itminânın hüküm sürdüğü sığınak.
86. Es-Semi': İşiten, yaratıklarının hitaplarını her hâli ile algılayan.
87. Eş-Şehîd: Her şeye tanıklık eden yegâne şâhid.
88. Eş-Şekûr: Emirlerine itaat edenleri kat kat ödüllendiren.
89. Et- Tevvâb: Kullarını tövbeye sevk eden ve bağışlanma taleplerini kabul eden.
90. EL Vâcid: Yoktan var edip vücûda getiren.
91. El Vâlî: Bütün mükevvenâtın idâresi yalnızca Kendi'ne ait olan.
92. El Vâris: Her mahlûkun fenâ bulmasından sonra onun geçmiş tecellîlerinin vârisi olan.
93. El Vâsi': Zâtı, esmâ'sı, evsâfı, ef'ali ve âsârı sınırlandırılamayan.
94. El Vedûd: Yarattığına muhabbet ve şefkatle muamele eden ve dilediğine de aynen mukâbele etmesini nasib eden.
95. El Vehhâb: Kullarının çalışıp kazanmakla elde edemeyeceklerini, onlara vermeğe kādir olan.
96. El Vekîl: Kullarının teslîmiyetle Kendi'ne havâle ettikleri işlerini ezelî takdîre göre sonuçlandıran.
97. El Veliyy: Her nesnenin bâtınî dostu. Dilediği kulunu huzûruna kabûl ederek ona dostluğunun idrâkini lûtfeden.
98. Ez-Zâhir: Kendini kullarının idrâkine tecellîleri aracılığıyla gösteren.
99. Zü'l-Celâli Ve'l-İkrâm:.. Azametin ve keremin yegâne sâhibi.
Diğer Bâzı Esmâ'
- El Âlîm: Ezelden ebede kadar bütün tecellîleri bizâtihî bilen.
- El Allâm: Bütün varlık âlemini ezelî ilmiyle kuşatan.
- El Beşîr: Dilediğine esrârının künhünü bildirip müjdeleyen.
- Ed-Dâfi': Kullarının nefislerine şer gibi görünen tecellîleri izâle eden.
- Er-Râşîd: Dilediğini tecellîleri hakkında irşâd edip Kendi'ne yakınlaştıran.
- er-Rabb: 360 000 âlemin mutasarrıfı ve mürebii.
- Rabbün Lâ Burhâne İllâ Burhânehû: Kendi burhânlarından farklı olarak burhân diye ileri sürülenleri yalnızca vehim olarak yaratmış olan.
- Es-Sâdık: Ezelî hükmünü değiştirmeden sadâkatle uygulayan.
- Es-Settâr: Zâtını tecellîleriyle örten. Kullarının ayıblarını, kusurlarını, hatâlarını ve günahlarını ezelî hükmüne uygun olarak örtüp gizleyen.
- Es-Sübhân: Ortakdan ve kusurdan münezzeh, bütün kâmil vasıflarla nitelendirilen ve bütün kudsî esmâ' ile isimlendirilen erişilmez Zât.
- Eş-Şâfî: Yarattığı her marazın şifâsını da yaratmış olan.
- Vâhid-ül Ehad: Cüzlerden parçalardan meydana gelmemiş, parçalara ayrılamayan tek.
Esmâ'ü-l Hüsnâ'nın
Eşyâda Tecellî Etmesi
Güneş'in ışığı gözün tefrik edemediği sonsuz adet renkden oluşmaktadır. Her bir renge, fizikî anlamda, belirli bir frekans ya da bir dalgaboyu yâni belirli özellikleri olan bir elektromagnetik dalga tekābül eder. Güneş ışığını spektroskop denilen cihazla tahlîl etmek sûretiyle onun terkîbine giren bütün renkleri ortaya koymak mümkündür.
Güneş'in nûru bir eşyâyı aydınlattığı zaman bu nûru oluşturan elektromagnetik dalgaların tümü bu eşyânın yüzeyinden geriye yansırsa, yâni hiçbir elektromagnetik dalga eşyâ tarafından soğurulmaz ise eşyânın rengi beyaz; eğer bütün elektromagnetik dalgalar eşyâ tarafından soğurulursa da eşyânın rengi siyah olur. Eğer eşyânın yüzeyinden bir bölük elektromagnetik dalga yansır da diğerleri eşyâ tarafından soğurulursa, yansıyan elektromagnetik dalgaların oluşturdukları renk kompozisyonu o eşyanın rengi olur.
İşte Allāh'ın Zât Nûru da, kaba bir benzetimle, Güneş'in nûru gibidir. Nasıl ki Güneş'in nûru bir eşyâda renklerle tecellî ediyor ise, Allāh'ın Zât Nûru da bir eşyâda Allāh'ın Güzel İsimleri ile tecellî eder. Bu tecellîler ancak iyi bir eğitim sonucu fehm ve idrâk edilebilir. Cenâb-ı Peygamber'in "Allāh'ım benim eşyâ hakkındaki ilmimi arttır!" şeklindeki duası eşyânın hangi esmâ'nın tecellîgâhı olduğu husûsundaki ilminin artmasına işâret etmektedir.
Biz burada aydınlatıcı tek bir misâl vermekle yetineceğiz.
Bunun için, içi çayla dolu bir bardak göz önüne alalım. Söz konusu olan bardak görünen bir kaptır. Bundan dolayı da Allāh'ın (1) Zâhir ismine muzaftır. Bunu meydana getiren tasarımcılar ile işçileri ise ortalıkta görünmediklerinden, bu bardağın görüntüsü (yâni zâhir'i) onları örtmektedir; dolayısıyla bardakta tecellî ettiği fehm ve idrâk edilmesi gereken İsim'lerden biri de (2) Bâtın olmaktadır.
Bardağın şeklini tasarımcı tasarlarken onu (3) Musavvir tahrîk etmekte; bu bardağı ince bir hesapla vücûda getirirken tasarımcının muharriki de (4) Muhsî ismi olmaktadır. Bardağın şekli estetik, güzel bir şekil olduğu için de buna damga vuran ise (5) Bedî' ism-i şerifi olmaktadır. Öte yandan bardağın hammaddelerinin bir araya toplanıp da camının oluşmasında Allāh'ın (6) Câmi' (bir araya toplayıcı) esmâsının tecellîsi idrâk edilmelidir. Bu bardağın üretimi sabırla gerçekleşir; bundan dolayı bu bardakta (7) Sabûr ismi de tecellî etmektedir. Bu bardak Allāh'ın Ezel'deki hükmüne uygun olarak vücûd bulmuşCebbâr, (9) Hâlik, (10) Mübdî' ve (11) Muksit isimlerinin de bir tecellîgâhıdır. olduğundan (8)
Bardağın üretimi bir ilme ve onu teşkil eden unsurlar arasındaki dengeye dayandığından (12) Alîm ve (13) Adl esmâları da tecellî etmektedir.
Bardak, içinde hıfz ettiği çay dolayısıyla, (14) Hafîz isminin ve bunu içene rızık olması dolayısıyla da (15) Rezzâk isminin mazharıdır. Bardak ve muhtevâsı aksettirdikleri ışıltı dolayısıyla (16) Nûr isminin tecellîgâhı olup bardak mekanik direnciyleKavî'nin mazharıdır. de (17)
İçinde taşıdığı su, çay ve benzerleri dolayısıyla bardağın hayrı da faydası da çoktur; bunun için de (18) Berr ve (19) Nâfî isimlerine muzaftır. Çay yeşil bir ot iken kurutularak tabîatı değişir. Bu değişiklik (20) Mümît isminin hürmetine vuku bulur. Çayın hazımsızlık gibi bir maraza şifâ vermesi (21) Muhyî ve (22) Şâfî isimlerinin hörmetinedir. Bardaktaki su için Kur'ân'da: "Ve cealnâ minel mâi külli şey'in hayy" denildiğine göre, bu münasebetle (23) Hayy ism-i şerifinin etkisi anlaşılmaktadır.
Bardak kırılır da birinin elini keserse tecellî eden (24) Kahhâr'dır. Görüyorsunuz; fehâmeti ve idrâki olana, bardak, bâtınından ne çok haber vermektedir; böylece onun (25) Habîr isminin de tecellîgâhı olduğu anlaşılıyor. Eh yâni! Bir bardaktan bunca hikmet sudûr ediyorsa, bunun altında yatan Allāh'ın (26) Hakîm ism-i şerifidir. Bunca esrârın idrâk edilmesiBeşîr isminin hörmetindendir. Ayrıca bütün bu tecellîleri hakkında bizleri irşâd etmiş olması da Cenâb-ı Hakk'ın (28) Râşid isminin hörmetinedir. Görüyorsunuz basit bir bardak, zâhirî görüntüsünün altında, kaç esmâ'ü-l hüsnâ'yı örtmektedir. Bu ise onun (29) Settâr (örtücü) isminin de tecellîsine mazhar olduğunun kanıtıdır. Bakınız bir basit bardak aracılığıyla bizlere nasıl bir ilim lûtfedilmektedir! Bu lûtufdan dolayı bardak (30) Lâtif isminin de mazharıdır. Hiç beklemediğiniz hâlde bize verilmiş olan bu bilgiler ise Allāh'ın (31) Rahmân, (32) Rahîm ve (33) Vehhâb isimlerinin âsârıdır. ise (27)
Görüldüğü gibi sıvı çay dolu bir tek bardağın bile, çok fazla araştırmadan, Allāh'ın 33 esmâsının tecellîgâhı olduğunu idrâk etmiş oluyoruz.
* * *