Bir gün bir dervişin yolu düşmüş efendisinin dergâhına,
Himmet etseler de inşâallah gönle giden yolu da bulsa!
Gönlü zâten orada imiş, bedenen gidince de Cem olmuş,
Issının nâfiz nazarları ile fakîrin sîretine Nevvâr dolmuş!.
Oturmuşlar hep beraber vâlide, efendi ve fakîr,
Bir karga gelmiş balkona kavîymiş hem de şâkir.
Bizim derviş bakmış kargaya, musallat görmüş çiçeklere,
Efendi nazar etmiş kargaya ve dökmüş Sır'rını kelimelere.
Fâş edilince Sır'rı,
büyük ibret olmuş abd-i âciz dervişe,
Bizim karga ehl-i zikirmiş meğer; nâz ve niyâz üzere!
Dervişin örtülüymüş görüşü, sûretler ve fiiliyâtları ile,
Zât'ını fehmedense seyredermiş âlemi Nazâr-ı İlâhi ile!
Sûret ve sebep setreder her daim hakîkatı,
Bu da büyük lutûfmuş, Yaradan'ın hilkâtı!
Esmâ'lar; sûretler ve sebep ile ederler derinden tesîr,
Bu hâldeki kûla edilen nidâ "Yâ Eyyühel Müddessir"
Örtüler kalkınca; her şey döner başlangıçtaki saflığa,
Her vesîle rücû olunur; yegâne hak "Sebeb-ül Esbâb"a
Bu ibretli kıssâ ile basâr ile basîret, idrâk ve tefrik olmuş,
Kargadan ziyâde nâz görününce; Tevhîd-i Efâl tamam olmuş!
Hakk'ın kudreti ile sivrisinek bile olabilir imiş namzet,
Fehmet zâtını, karga deyip geçme ey derviş "ibret al,
ibret!"
11.06.2005